Çocukları gözlemlemekten büyük keyif alıyorum. Bu gözlem süreci, çocuk gelişimi alanındaki akademik çalışmalarımla birleşince benim için çok daha anlamlı bir hâl alıyor. Bir çocuğun kitapla kurduğu ilişkiyi, sayfalara bakarken dikkatini çeken ayrıntıları, hissettiklerini ve gelişimsel ihtiyaçlarını anlamaya çalışıyorum. Yazarken de tüm bunları göz önünde bulunduruyorum.
Aslında bazen çocukların kalbine ve zihnine dokunmaya çalışırken onların da benimkine dokunduğunu hissediyorum. O net duruşları, içtenlikleri ve kararlılıkları bana ilham veriyor. Belki de onlardan aldığım bu değerli izleri yine onlara, hikâyeler aracılığıyla geri vermeye çalışıyorum.
Çocuk okurlar son derece kıymetli. Çünkü onlara anlattığımız her hikâye, paylaştığımız her düşünce ve fısıldadığımız her cümle onların dünyasında bir iz bırakıyor. Bu nedenle çocuklara sunulan içeriklerin nitelikli, anlamlı ve gelişimsel açıdan destekleyici olması gerektiğine inanıyorum.
Bugünün çocuklarının hangi bilgilere, hangi duygulara ve hangi farkındalıklara ihtiyaç duyduğunu sürekli sorgulamalıyız. Aynı zamanda her çocuğun bu kaynaklara erişim hakkı olduğunu da unutmamalıyız. Bunun yanında kitaplar sadece okunmamalı, yaşanabilmeli. Bir kitabı çocuk için deneyime dönüştürmenin sayısız yolu var. Çocuk yayıncılığının da bu yaratıcı yolları keşfederek çocukları kitapların büyülü dünyasına daha fazla davet etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bazı kelimeler ve bazı sözler insanın zihninde yıllarca yaşamaya devam ediyor. “Her çok, azdan olur” da benim için böyle bir söz. Çocukluğumdan beri büyük ebeveynlerimde sıkça duyduğum, belleğimde yer eden bir atasözüydü. Bir yandan da kuşaktan kuşağa aktarılan bu sözlerin yaşatılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Günümüzde çocukların yalnızca tüketimi değil, süreçleri ve kaynakların değerini de anlamaya ihtiyaçları var. Özellikle sürdürülebilirlik kavramının giderek önem kazandığı 21. yüzyılda, tasarrufun sadece para ile ilgili olmadığını göstermek istedim. Yazma sürecinde bu kavramı çocukların günlük yaşamlarında karşılaşabilecekleri somut örneklerle ilişkilendirmeye çalıştım.
Kitabın en önemli yönlerinden biri, tasarrufu yalnızca para biriktirmek olarak ele almaması. Tasarruf; sahip olduğumuz kaynakları bilinçli kullanabilmek, onları değerli görebilmek ve sürdürülebilir bir bakış açısı geliştirebilmektir.
Bu nedenle kitapta yalnızca maddi kaynaklardan değil, zaman gibi soyut kaynaklardan da söz ediyorum. Çocukların ve ebeveynlerin birlikte düşünmelerini, günlük yaşamlarında tasarrufun farklı boyutlarını fark etmelerini ve bu konuda ortak bir dil geliştirmelerini umuyorum.
Çocukluk dönemi bana göre oldukça kıymetli bir “kara kutu”. Farkında olmadan pek çok bilgi, deneyim ve tutum bu dönemde kaydediliyor; ilerleyen yıllarda ise bu kayıtlar davranışlarımıza ve kararlarımıza yön vermeye başlıyor. Bu nedenle çocukların para, birikim, ihtiyaç ve istek gibi kavramlarla erken yaşta tanışmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Elbette bir hikâye kitabının tüm bu konuları tek başına değiştireceğini iddia etmek mümkün değil. Ancak küçük farkındalıkların büyük etkiler yaratabileceğine inanıyorum. Özellikle günümüzde satın alma davranışının oldukça görünür olduğu bir dünyada, çocukların ihtiyaç ile istek arasındaki farkı düşünmeye başlamaları değerli. Aynı zamanda bu hikâyenin, çocuklarla birlikte kitabı okuyan ebeveynlerin de gündelik alışkanlıklarını yeniden gözden geçirmelerine küçük bir katkı sunmasını umut ediyorum.
Ebeveynler çocukların kitap seçimlerinde olduğu kadar, kitapların okunma sürecinde ve sonrasında da önemli bir role sahip. Birlikte yapılan sohbetler, etkinlikler ve günlük yaşamda verilen örnekler öğrenmeyi çok daha kalıcı hâle getiriyor. Literatürde ebeveyn katılımının hem okuma becerilerinin gelişiminde hem de yaşam becerilerinin kazanılmasında önemli bir rol oynadığını gösteren birçok araştırma mevcut. Tasarruf bilinci de bunlardan biri. Çocuklar çoğu zaman söylenenlerden çok gördüklerini öğreniyorlar. Bu nedenle ebeveynlerin kendi davranışlarıyla model olmaları oldukça önemli. Belki birlikte bir kumbara yapmak, su kullanımını takip etmek ya da belirlenen bir hedef için küçük birikim planları oluşturmak gibi uygulamalar, çocukların bu kavramları içselleştirmelerine yardımcı olabilir. Dahası, aile içinde tasarruf konusunda ortak bir dil oluşmasına da katkı sağlayabilir. Kim bilir, belki de bu sohbetler bir sonraki kitabın ilham kaynağı olur. Neden olmasın; serinin devamında yepyeni maceralara yelken açabiliriz. 😊
Ben bunu çocukların kendilerini kısıtlamaları ya da bir şeylerden mahrum kalmaları olarak görmüyorum. Asıl mesele, bir tutum geliştirebilmek ve farkındalık kazanabilmek.
Sadeleşmek, beklemek, biriktirmek ya da paylaşmak, çocuklara yalnızca ekonomik davranışlar kazandırmaz. Aynı zamanda sabretmeyi, sahip olduklarının değerini bilmeyi ve başkalarını da düşünmeyi öğretir. Bu nedenle bu kavramların çocukluk döneminde konuşulmasını çok kıymetli buluyorum. Çünkü burada amaç “azla yetinmek” değil, kaynakların değerini fark ederek bilinçli seçimler yapabilmektir.
Tasarruf kavramının çoğu zaman yalnızca para biriktirmek ya da zor günler için hazırlık yapmak olarak algılandığını düşünüyorum. Oysa tasarruf; zamanla, suyla, enerjiyle ve hatta emekle kurduğumuz ilişkiyi de kapsıyor. Kitabı okuduktan sonra çocukların ve ebeveynlerin bu kavram üzerine birlikte düşünmelerini çok isterim. Belki kendi kumbaralarını yaparlar, belki evde su kullanımını konuşurlar ya da birikimlerini paylaşmanın mutluluğunu keşfederler. Benim en büyük dileğim, kitabın aile içinde küçük ama anlamlı sohbetlere vesile olması. Çünkü bazen bir hikâye yalnızca okunup bitmez; bir düşüncenin, bir alışkanlığın ya da bir farkındalığın başlangıcı olabilir. Eğer bu kitap çocukların ve ailelerin zihninde böyle küçük bir kıvılcım yakabilirse, amacına ulaşmış olacak.
Röportaj: Zeynep Begüm Güney
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.