Kemal Kahraman ile Albaraka Çocuk Klasikleri

röportaj

1. Yayınevimizin yeni Çocuk Klasikleri Serisi, dünya ve Türk edebiyatının önemli eserlerini genç okurlarla buluşturmayı hedefliyor. Sizce çocukların klasik eserlerle erken yaşlarda tanışması neden önemlidir? Bu eserler genç okurlara nasıl bir okuma ve düşünme ufku kazandırabilir?

Öncelikle klasikler zaman sınavından geçmiş olan eserlerdir. Toplumların ürettiği sanatların, düşüncelerin arka planını oluşturdukları için bu şekilde anılmayı hak etmiş oluyorlar. Kendinden sonraki sanat eserlerinin ve akımlarının alt yapısını meydana getiriyorlar. Belli bir kültürdeki sosyal hayatın nabzını tuttukları için veya ona ayna tuttukları için insanlar yüzyıllar boyu onlarda kendilerini buluyor. İnsanlar bir klasiği okurken bir kültür ve medeniyetin serüvenini izlemiş oluyor. Yani eserler kendine muhatap olanı geçmişten bugüne ve geleceğe bağlamış oluyor. Bu bağlar ne kadar kuvvetli olursa kültür ve inanç olarak boşlukta asılı kalmaktan o kadar uzak durursunuz. İnsanın bedensel olduğu kadar ruhsal oluşum çağı olan çocuklukta bu eserlere ulaşması bu anlamda çok önemlidir. Hayatta başarılı olmuş, nitelikli, aydın olarak kendini göstermiş olan insanların yaşam serüvenlerine bakarsanız çocukluk ve gençlik yıllarında ciddi okuma tecrübeleri yaşadıklarına şahit olursunuz. Buradaki “ciddi”, nitelikli, yetiştirici, kendini kanıtlamış, yani klasik hâline gelmiş eserler anlamına geliyor. Her toplumun klasikleri vardır. Sağlam bir zemine basabilmek için çocukların erken yaşlardan itibaren bunlarla temas kurması gerekiyor. Dünyanın büyük bir köy hâline geldiği günümüzde bu zemin oldukça genişlemiş durumda. Kültürler arasındaki etkileşimin boyutları insanları ister istemez başka toplumların serüvenlerini ve sonuçta ortaya çıkan ürünleri izlemeye yönlendiriyor. Hele bu 19. yüzyıldan bu yana hem dünyayı hem de bölgemizi derinden etkilemiş ve etkilemekte olan Batı dünyası olursa çağımızı hakkıyla anlayabilmek, bu ortamda sağlam bir duruş sergileyebilmek için, kendi temel ve klasik eserlerini öğrenmenin yanında bu gibi ülkelerde ortaya konulmuş olan bilim ve sanat ürünlerini izlemek apayrı bir önem taşıyor. Doğu ve Batı dünyasında klasik hâline gelmiş sanat eserleriyle erken dönemlerde karşılaşmak, tıpkı yabancı dil öğrenmek gibi çocukları akranları arasında daha avantajlı bir konuma yükseltecek ve onları geleceğe hazırlayacaktır. Bunun yetişmelerine ne kadar katkı sağladığını ilerideki eğitim ve kariyer dünyalarında, iyi yetişmiş bir insan olarak duruşlarında fark edilecektir. Klasiklerle daha erken zamanlarda muhatap olabilmeleri için kısaltılmış versiyonlar büyük bir önem taşıyor. Yeterince büyüdüklerinde eserlerin asıllarını bulup okumaları daha erken yaşlarda kazandıkları bu alışkanlık ve yakınlık sayesinde olacaktır diye düşünüyorum. Erken çağlarda nitelikli okuma disiplini kazanmak iyi yetişmenin anahtarıdır.  

 

2. Seride yer alan metinler, çocukların yaş ve okuma düzeyleri gözetilerek yeniden düzenlendi. Klasik eserlerin çocuklar için uyarlanması sürecine nasıl bakıyorsunuz? Bir metni genç okurlar için erişilebilir hâle getirirken hangi unsurların mutlaka korunması gerekir?

Bir eser ne kadar hacimli olursa olsun okuyup, inceleyip bitirdiğinizde sizde bıraktığı izlenimler, ana hatlarıyla döneme dair bilgiler ve duygular vardır. Hele roman, hikâye gibi sanat eserlerinden bahsediyorsak, kendine özgü üslup özellikleri vardır. Kısaltılmış versiyonlar işte bu akılda ve damakta kalan o özellikleri mümkün olduğu kadar vermek durumundadır. Hepsinin bunu yapabildiğini söylemek zordur. Ama bu alanda temel bir ihtiyacın ortaya çıkması böyle bir yayıncılığa zemin hazırlamıştır. Ülkemizde birçok klasik temel eserin içinden daha küçük, temalara ayrılmış, yer yer gençler için özetlenmiş yayınlar mevcuttur. Mesela Gazzâlî’nin İhya’sından kaç farklı eser çıktığını bilemiyoruz bile. Fakat edebî eserlerde böyle bir gelenek olduğunu söyleyemiyoruz. İngilizcenin yaygın bir dil olması ve tüm dünyada çeşitli yaşlarda bu dili öğrenen kitleler bulunması böyle bir ihtiyacı ortaya çıkarmış olmalıdır. Bu nedenle söz konusu eserler çeşitli dillerde genç okurlara sunulurken temel karakteristiğin verilmesi, aynı zamanda kolay anlaşılması için aktarıldığı kültürün özelliklerine uyum sağlaması gerekiyor.   

 

3. Siz bu seride Oliver Twist çevirisini üstlendiniz. Çocuklara yönelik bir klasik çevirisinde dil, üslup ve anlatım açısından nelere dikkat ettiniz? Dickens'ın anlatı dünyasını Türkçe okura taşırken sizin için belirleyici olan hususlar nelerdi?

Çeviri kelimesi esasen burada yapılan işi tam karşılamıyor. Bir eseri başka bir dilde yeniden yazma ameliyesinden söz ediyoruz. Birincisi aslına sadık kalacaksınız; ikincisi yeni bir dilde, o dilin özelliklerine semantiğine en uygun ifadelerle onu yeniden yazacaksınız. Bunu yaparken kelime karşılıkları birebir verilemeyebilir. Aynı anlam ve duyguları verebilmek için bir kelimeyi belki birkaç kelime ile ifade edeceksiniz. Yani İngilizce bilmek değil her iki dile vâkıf olmak önem taşıyor. Hele edebî bir eserden söz ediyorsak bu metin sadece bir rapor, olay örgüsü veya kişiler değildir. Orada tamamen yazarına özgü bir üslup vardır. Kısaltılmış versiyon da olsa karakteristik özelliklerin başka bir dile aktarılması büyük önem taşıyor. Bana göre Dickens’ın belirleyici özelliği sadeliği ve düşüncelerini olay örgüsüne, yapılan tasvirlere ustaca yedirmesidir. Uzun uzun yorumlar yapmayı sevmez. Genel felsefi çıkarımlar yapmaz. Esasen bunun, sömürgecilik çağındaki İngiltere dilinin daha çok ülkeye, kültüre ve topluma hitap etmek üzere daha pratik özellikler kazanma sürecini yansıttığını söyleyebiliriz. Ne de olsa dil, kültürün bir ifade aracıdır.  

 

4. Serinin ilk kitapları arasında yer alan Oliver Twist, 19. yüzyıl İngiltere’sinde, Sanayi Devrimi’nin dönüştürdüğü bir toplumda kaleme alınmış bir eser. Aradan geçen yaklaşık iki yüzyıla rağmen hâlâ dünyanın dört bir yanında okunmaya devam ediyor. Sizce Dickens’ın bu romanı günümüz okurlarına ne söylemeye devam ediyor? Eseri hem Viktorya dönemi İngiltere’sini anlamak hem de insan doğasına dair evrensel meseleleri görmek açısından nasıl değerlendirmek gerekir?

Çok yerinde bir soru. Dickens sanayi devrimiyle İngiltere’de yaşanan büyük ayrışmanın, oluşan sınıfsal uçurumların romanını yazmıştır diyebiliriz. Öyle ki Karl Marks’ın felsefede yaptığını Dickens romanda yapmış gibidir. Dickens âdeta her şeyin paraya, sermayeye dayandığı vahşi kapitalizmin, toplumu nasıl bozduğunu tasvir etmiş, Marks ise bunun için çözüm yolları önermiştir. Bilindiği gibi bu iki yazar ve düşünür aynı çağın insanıdır. Üstelik ikisi de Londra’da yaşamıştır. Tabii Dickens döneme ayna tutar, en insanlık dışı olayları, ilişkileri, doğal bir hadiseyi anlatır gibidir, araya girip felsefi dersler vermez, çözüm yolları göstermez. Belki kötülükleri soğukkanlı bir şekilde anlatırken gerekli çıkarımları yapmayı okuyucuya bırakır. Esasen düzenin değişmesi gibi bir derdi yoktur. İyisiyle kötüsüyle kendi kültür ve yaşam biçimine sahip çıkan bir İngiliz’dir. Kast sistemi deyince akla hemen Hindistan gelir. Oysa 19 yüzyıl İngiltere’si bu konuda Hindistan’dan aşağıda kalmaz. Kendi ülkelerinde kendi vatandaşları arasında var olan sınıflardan söz ediyorum: Kraliyet ailesi, feodalizmden kalan toprakların babadan oğula geçtiği aristokrasi sınıfı, parlamentoda seçime bağlı olmayan lordlar kamarası, yeni oluşan kapitalist burjuvazi ve hiçbir hakları ve varlıkları olmayan ama sanayinin ihtiyacı olan büyük işçi sınıfı ki buna yaş sınırı olmadan çalıştırılan çocuklar da dâhildir. Kömür madenlerinde büyüklerin sığmadığı dehlizlere çocuklar sürülmektedir. Belli bir gelir grubunun altındakilere, kadınlara oy hakkı yoktur. Özbeöz İngilizlere bunları yapan bir sistemin, Afrika’yı işgaliyle oralardan zorla sürülerek köleleştirilen insanlara neler yapabileceğini tahmin edersiniz. Dünyada ilk metro sistemi Londra’da on binlerce kölenin bedava çalıştırılmasıyla kurulmuştur. Hindistan’da geleneksel tezgâhları yok ederek ülkeyi makine ürünü İngiliz tekstiline bağımlı hâle getirmek için dokumacıların parmakları kesilmiştir. Çünkü orada patron İngiltere’dir. Osmanlı’ya yönelik benzer bir uygulama, gümrük vergilerinin sıfırlanmasıyla sağlanmış, geleneksel tezgâhlar iflas ettirilmiştir. Dickens bize dünyayı sömüren bir ülkede durumun sanıldığı gibi parlak olmadığını, büyük “artı değerlerin” belli bir kesimin elinde nasıl toplandığını, diğerlerinin sefalete mahkûm olduğunu anlatıyor. Her durumda Güneş Batmayan İmparatorluğun yeryüzündeki etki alanı o kadar genişlemiştir ki bütün dünyayı ilgilendiren bir durum ortaya çıkmış, bu ülkenin kültürüne vâkıf olmak modern dünyada tatmin edici bir yer edinmenin ön koşulu hâline gelmiştir. Modern dünyayı hakkıyla anlayabilmek, İngiltere’de özellikle 19. yüzyılda yaşananları anlamaktan geçer. 20. yüzyılda dünyada yaşanan hemen hemen tüm önemli gelişmelerde İngilizlerin imzası ya da parmağı vardır diyebiliriz. Bu özellikle yaşadığımız bölge olan Ortadoğu için geçerlidir. Dickens bize bu ülkenin 19. yüzyıldaki anatomisini pervasızca ortaya koyan usta bir gözlemcidir. Oliver Twist bunun tipik örneklerinden birisidir. Eser, dışarıdan güçlü ve refah içinde görünen İngiliz toplumunun aslında gayet acımasız hatta vahşi olan sosyal koşullarında aileden mahrum korumasız bir çocuğun başına neler gelebileceği hakkında korkutucu, aynı zamanda uyarıcı örneklerle doludur. Sağlam bir roman ve hikâye üslubuyla ortaya konan metinden yararlanmak ve karşılaştırmalar yapabilmek dikkatli okuyucuya kalıyor. Kısaltılmış versiyonlar sayesinde çocuklar, içinde bulunduğumuz dünyayı anlamaya doğru ilk adımları atmış oluyor.

 

5. Çocuk kitaplarında görsel tasarımın ve resimlemenin önemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu serinin kapakları ve genel tasarım anlayışı, klasik eserlerle ilk kez tanışacak çocuklara nasıl bir katkı sunuyor?

Bir dönem yalnız çocuk kitaplarında değil genel olarak özellikle hikâye ve roman tarzı eserlerde karakalem tasvirler yerleştirme modası vardı. Usta sanatçılar tarafından yapılan bu görseller metinlerin vazgeçilmez bir tamamlayıcısı olarak görülüyordu. Bunlar bir açıdan kelimelerle yapılan tasvirlerin zihinlerde şekillenmesine yönlendirici bir müdahale olarak görülebilir. Çocuk kitaplarına gelince iş değişiyor. Çünkü eğitimde görsel algının önemi nedeniyle çocuğun kitaba ısınması için hayal gücüne katkıda bulunmak anlamındaki görsel tamamlayıcılar ayrı bir anlam taşıyor. Okumayı da kolaylaştıran bu katkılar bir bakıma çocuğun dikkatini kitapta yoğunlaştırmasını sağlayan önemli araçlara dönüşüyor. Gördüğünü daha kolay bir şekilde kaydeden çocuk zihni kelimelerle çizgileri bir bütün olarak algılıyor. Bu da kitabı onun hayal dünyasında daha kalıcı bir hâle getiriyor. Çizgi roman adı verilen (comics) kitapların çok az yazıya dayanan formatı çocuk zihninde bir tembelliğe yol açıyor olabilir. Ama eline kitap alarak onunla zaman geçirme alışkanlığı edindirmesi bakımından onlarda da belli faydalar bulunabilir. Yazının öne çıktığı, görsellikle zenginleştirilmiş metinler ise kolaya meyleden gözleri kelimelere yönlendirmesi bakımından çok daha faydalı uygulamalardır. Kapağından tasarımına ve içeride yer alan resimlere kadar bu seride yer alan eserler, çocuk ve genç algısına hitap etmesi bakımından büyük önem taşıyor. Onların erken çağlarda klasik eserlerle tanışması iyi bir okuyucu olarak yetişmesi anlamına geliyor. Klasik eserler hem görsel hem metin olarak bir bakıma onlar için dünyaya açılan kapı oluyor.

   

6. Son olarak, Çocuk Klasikleri Serimizin ilk kitaplarını okuyacak çocuklara ve ailelerine hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Bu kitapları okuyan çocukların ve yetişkin okuyucuların da aklında ne kalmasını istersiniz? Bu kitaplar okuyucuya ne katmalı?

İnsan kelimelerle düşünür. Düşünce zenginliği kelime haznesinin zenginliğine bağlıdır. Bu nedenle çocukların güçlü, sorumlu, kaliteli bireyler olarak yetişebilmesi, kelime dağarcığını geliştirmelerine bağlıdır. Kitaplar kelimelerin yuvalarıdır. Çocukların küçük yaşlardan itibaren kitaplara ısınmaları, onları okumaya, anlamaya başlamaları hayal dünyalarının genişlemesi bakımından büyük önem taşır. Kendi klasiklerini okuyarak ülkelerinin, dünya klasiklerini okuyarak dünyanın vatandaşı olurlar. En önemlisi zihinsel inisiyatifleri güçlenir. Bunun da aşamaları vardır. Çocuk klasikleri yani büyük eserlerin kısaltılmış, özetlenmiş versiyonları onların erken vakitte büyük eserlerle temasını sağlar. Âdeta zamanı gelince asıllarını okumaya hazırlar. İyi okuyucu olan çocuklar akranları arasından kolayca sıyrılarak daha üst bir düzeyde kişisel gelişimlerini sağlar, ülkesine faydalı, ayakları sağlam zemine basan bir aydın olma yolunda adım atmış olurlar. Bu, geçimini sağlamak için belli bir meslek sahibi olmaktan ayrı bir şeydir. Üniversite bitirip kariyer sahibi olanlar arasında daha iyi okuyucu olanlar kendi mesleklerine daha kapsamlı ve kaliteli katkıda bulunur. Bütün bunlar, çocuklarımızın yetişme çağlarında doğru insanlarla ve kitaplarla temas kurabilmelerine bağlıdır. Ana babalara tavsiyemiz çocukları modern bir afet hâline gelen ekran bağımlılığından kurtararak onların zihin dünyalarını köreltmek yerine geliştirmelerine katkıda bulunan eserlere yönlendirmeleridir. Tabii bunun için onlara şunu yap bunu yap demek yerine büyüklerin örnek olmaları çok önemlidir. Yetişme çağındaki çocuklar yönlendirici sözlerden çok, kendilerine örnek olacak rol model ararlar. Onlardan iyi şeyler bekliyorsak iyi örnek olmak durumundayız. Unutmayalım, okumak aktif, seyretmek pasif bir etkinliktir. Birisi katkıda bulunur, diğeri zamanı tüketir.

 

Röportaj: Zeynep Begüm Güney

Etiketler: röportaj
Temmuz 14, 2026
Listeye dön
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR