Sanat, tuvalin sınırlı yüzeyine hapsolmuş bir renk cümbüşü olmaktan öte insanlık tarihinin en derin ve en sessiz şahitliğidir. Bir tabloya bakmak, sadece estetik bir hazzı deneyimlemek demek değildir; aynı zamanda o fırça darbelerinin ardına gizlenmiş büyük hikâyeye, sanatçının ruhundaki fırtınalara ve dönemin toplumsal hafızasına ortak olmaktır. Feride Bozcu kaleme aldığı Sanata Seyirci Olmak adlı eserinde, sanat tarihini teknik terimlerin soğukluğundan çıkarıp yaşanmışlığın sıcaklığına taşıyor ve okuru işte bu derin şahitliğe davet ediyor.
Yazar, bir tarihçi titizliğiyle dokuduğu bu çalışmada, Rönesans’ın simetriye dayalı ihtişamlı salonlarından Barok dönemin gölge oyunlarına, oradan da modernizmin sarsıcı ve parçalı gerçekliğine uzanan geniş bir yelpazeyi mercek altına alıyor. Kitap, sanat tarihinde "başyapıt" payesi verilmiş yirmi iki eseri ve bu eserlere hayat veren yirmi bir dâhi sanatçıyı ele alırken okuru müzelerin sessiz ve mesafeli koridorlarından çekip alarak tarihin gürültülü, tutkulu ve çoğu zaman acımasız sokaklarına götürüyor. Feride Bozcu bu eserde, salt estetik bir okumanın ötesine geçerek sezgisel ve sosyolojik bir dil kuruyor. Ona göre bir tabloyu okumak, eserin ardındaki ekonomik buhranları, salgınları, savaşları ve sanatçının iç dünyasındaki çalkantıları da anlamayı gerektiren bir keşif sürecidir.
Sayfaları çevirirken 19. yüzyıl Paris’inde Edgar Degas’nın On Dört Yaşındaki Balerin Kız heykelinin ilk sergilendiğinde neden büyük bir skandala dönüştüğünü, o "küçük" kızın estetik bir obje olmanın ötesindeki dramını ve dönemin toplumsal çürümüşlüğünü tüm çıplaklığıyla görüyorsunuz. Hans Holbein’ın Elçiler tablosuna gizlediği o meşhur anamorfik kuru kafayı fark ettiğinizde dünyevi iktidar hırsı ile ölümün kaçınılmazlığı arasındaki ince çizgiye tanıklık ediyorsunuz. Benzer şekilde Jan van Eyck’ın Arnolfini’nin Portresindeki aynada kimlerin suretinin yansıdığını sorgularken aslında ressamın bizi beş yüz yıl öncesindeki bir nikâh akdine şahit tuttuğunu kavrıyorsunuz.
Eser, sanatın konforlu bir sığınak olduğu kadar sarsıcı bir manifesto olabileceğini de gösteriyor. Jacques-Louis David’in Marat’nın Ölümü tablosunda bir suikastın nasıl politik bir propagandaya ve devrimci bir ikona dönüştüğünü okurken fırçanın kılıçtan keskin olabileceğini hissediyorsunuz. Diğer yanda Picasso’nun Guernicasındaki parçalanmış bedenlerde ve o sessiz çığlıkta savaşın vahşetinin zamanlar üstü bir dille nasıl haykırıldığını duyuyorsunuz. Osman Hamdi Bey’in İki Müzisyen Kız tablosundaki Osmanlı zarafeti ile Van Gogh’un Gece Kahvesindeki o boğucu, yalnız ve kasvetli atmosfer kitabın sunduğu duygusal çeşitliliğin sadece birkaç örneği.
Feride Bozcu’nun metni, yalnızca sanatseverler için bir rehber değil, aynı zamanda insan ruhunun karanlık ve aydınlık yönlerine tutulmuş bir aynadır. Yazar, akademik birikimini hikâye anlatıcılığının akıcılığıyla birleştirerek okura hem bilgi hem de duygu bakımından doyurucu bir tecrübe sunuyor. Albaraka Yayınları tarafından büyük bir özenle hazırlanan kitap, görsel zenginliği ve baskı kalitesiyle de metnin estetik dokusunu tamamlıyor.
Günümüzün hız odaklı ve yüzeysel bakış açısına karşı Sanata Seyirci Olmak bizlere "durmayı" ve "derinlemesine bakmayı" öğütleyen sükûnetli bir tefekkür alanı açıyor. Bakmak ile görmek arasındaki o kadim farkı anlamak isteyenler için bir başucu kitabı niteliğinde olan bu eseri okuduktan sonra bir müzeye girdiğinizde artık bir yabancı olmayacak, o tabloların fısıldadığı sırların ve asırlardır süregelen insanlık hâllerinin bir ortağı hâline geleceksiniz.
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.