- Hukuk pratiğinizde girişimcilerle çalışmaya nasıl başladınız? Geleneksel hukuk alanlarından farklı olarak girişimcilik ekosisteminde sizi en çok zorlayan ve en çok motive eden unsurlar neler oldu?
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığımda özel bir vakfa burs başvurusu yaptım. Başvurum kabul edildi ve aradan bir süre geçtikten sonra vakıf, bursiyerlerine zorunlu tuttuğu eğitimin programını gönderdi. Programı incelediğimde girişimcilik gibi konularla ilgili eğitimler olduğunu gördüm ve içimden “Ben avukat olacağım, ne gerek var bu eğitimlere?” diye geçirdim. Hatta o dönem vakıfta çalışan bir hanımefendiye bu eğitimlere gitmeyebilir miyim diye sorduysam da izin çıkmadı. Eğitimler devam ederken, bir programda Startup Hukuku platformunun kurucularının sunumlarına denk geldim. Bu konuşmalardan çok etkilendim ve Startup Hukuku alanında çalışmaya karar verdim. O esnada sene 2019 olması lazım. Ben bu kararı verdikten sonra, girişimcilikle ilgilenen arkadaşlarımın işlerinin hukuki taraflarına “yardımcı hukuk elemanı” olarak dokunmaya başladım. Mezuniyete yaklaştıkça yardımcı hukuk elemanından hukuk danışmanlığına kadar terfi ettim. Staj döneminde de Albaraka Garaj ile tanıştım. O süreçte bu kitabımın da ismi olan Hukukçudan Girişimci Olmaz yazı dizisini Garajlog bünyesinde yazdım. Avukat olduğumda da çalıştığım ofisteki Yönetici Ortağımız bana güvenerek Startup & Girişim Sermayesi Departmanını kurmama izin verdi, burada, girişimcilik ekosisteminin paydaşlarına hizmet verdim. Kendi ofisimde de aynı şekilde hizmet vermeye devam ediyorum.
Danışmanlık ve mentörlük hizmeti çerçevesinde beni yer yer zorlayan husus bir startup’ın kendini pivotlaması. Zira pivotlayınca bütün iş akışı, iş modeli hatta bazan işin kendisi de değişiyor. O süreçte mevcut startup’ı yeniden tanımak, tanımlamak ve hukuki evrakını hazırlamak gerekiyor. Bu söylediğim husus herhangi bir KOBİ’de ya da kurumsal şirkette olamaz. Bu beni zorladığı kadar mutlu da ediyor çünkü yeni şeyler öğreniyorum. Her girişimciden işini, iş modelini dinlemek ve girişimcinin kendisini tanımak, beni bu alanda çalışmaya iten en büyük motivasyonlardan biri. Bir de girişimin ilk gününden yatırım aldığı güne kadar olan yolculuğuna tanıklık etmek beni çok mutlu ediyor.
- Girişimcilere mentörlük ve danışmanlık verirken en sık karşılaştığınız hukuki hatalar neler? Girişimcilerin hukuka yaklaşımında gözlemlediğiniz temel yanılgılar size ne düşündürüyor?
Girişimcilerle çalışırken en sık karşılaştığım hata, hukukun yalnızca bir formaliteden ibaret olduğu düşüncesi ve hukuki farkındalık eksikliği oluyor. Şu sıra bir teknopark ile anlaşmamız çerçevesinde Teknopark içerisinde girişimcilere belirli saatlerde hukuki hizmet vermekteyim. Girişimciler ilk başta benimle konuşurken acaba ücret isteyecek mi, diye düşünüyor. Kaldı ki her girişimciye de şunu söylüyorum, hukuk hizmeti Türkiye’de de dünyanın birçok yerinde de pahalı bir hizmet. Bir girişimcinin bu hizmetten kaçınması mümkün değil, olmamalı da. Bu kapsamda mentörlerden destek isteyebilir, bulundukları Teknopark-TEKMER’lerden bununla ilgili hizmet de talep edebilirler. Şimdi yapay zekânın gelişmesiyle beraber, çeşitli yapay zekâ araçlarına sözleşme hazırlatıyorlar. Ancak hazırlanan sözleşmelerin birçoğunda fahiş hatalar mevcut.
Ayrıca şunu da belirtmem gerekiyor, startuplar genellikle paldır küldür hareket etme meyilli oluyorlar. Alelacele ve hazırlıksız hareket tarzı sebebiyle ortaklık yapısı, kurumsal yapı, yönetim süreci gibi önemli hususlar atlanıyor. Ya da imza attıkları evrak ya da sözleşmenin ıslak imzalı hâli bulunamayabiliyor. Bunlar gayet ciddi ve fahiş hatalardan.
- Sahada biriken deneyimlerinizi kitaplaştırma kararı nasıl ortaya çıktı? Bu eseri yazarken önceliğiniz teknik bir başvuru kaynağı oluşturmak mıydı yoksa girişimcilere hukuku stratejik bir araç olarak yeniden düşündürmek mi?
Kitabın hikâyesi de yine Albaraka Garaj’dan çıktı. Hatta en net kararı Albaraka’nın Genel Müdürlük binasının dışında yer alan çardakta verdim. Bahsetmiş olduğum gibi Garaj bünyesinde yazı dizisi olarak “Hukukçudan Girişimci Olmaz” serisini yazıyordum. Yazılar ilerlerken hepsini bir araya getirerek kitaplaştırma fikri ortaya çıktı. Sonrasında ben bu proje üzerine düşünmeye başladım. Elimde daha öncesinde hazırladığım taslak başlıklar vardı. İçeriğini nasıl doldurabilirim vs. derken ortaya Hukukçudan Girişimci Olmaz kitabı çıktı.
Kitabı hazırlarken akademik bir metin olması düşüncem yoktu. Zaten kitabın hazırlanmasının ve hatta yazı dizisinin ortaya çıkma sebebi; girişimciler için hukuki farkındalık oluşturmak idi. Bu noktada da hem girişimcilere, hem yatırımcılara hem de hukukçu meslektaşlarıma hitap edebilecek düzeyde bir metin hazırlamaya çalıştım. Biraz karışık ve benim için uğraştırıcı ama keyifli bir çalışma oldu. Nihai olarak kitabı hazırlarken amacım kubbede hoş bir sada bırakmak idi, umarım öyle olur.
- Türkiye’de girişimcilik hukuku son yıllarda nasıl bir dönüşüm geçirdi? Mevzuat ve uygulama açısından ekosistemin ihtiyaçlarına cevap verme kapasitesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de girişimcilik ekosistemi son on yılda ciddi bir gelişim gösterdi. Teknoloji girişimleri, yatırım fonları ve kuluçka merkezlerinin sayısı önemli ölçüde arttı. Bu gelişim doğal olarak hukuk alanında da yeni ihtiyaçlar doğurdu.
Mevzuat açısından bakıldığında, özellikle teknopark düzenlemeleri, Ar-Ge teşvikleri ve girişim sermayesi yatırım fonlarına ilişkin düzenlemeler ekosistemin gelişmesine katkı sağladı. Bununla birlikte bazı alanlarda hâlâ önemli boşluklar bulunduğunu söylemek gerekir. Örneğin çalışan hisse opsiyon programları (ESOP) veya vesting mekanizmaları gibi girişimcilik dünyasında oldukça yaygın olan uygulamalar Türk hukukunda açık ve sistematik bir düzenlemeye sahip değildir.
Bununla beraber Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2022 yılının dördüncü çeyreğinde hazırladığı Teknogirişim Stratejisi’ni incelemek faydalı olacaktır. Hazırlanan bu strateji metninde hâlâ hayata geçmeyen hususlar da ele alınmaktadır. Şu hususu da unutmamak gerekiyor, Türkiye 2022 yılından bu yana ekonomik olarak çok şey yaşadı, bu sebeple her hususun düşünce hızında hayata geçmesini beklemek de fazla hayalcilik olur.
- Startuplar açısından en kritik hukuki aşama sizce hangisi; şirketleşme, sözleşme süreçleri, fikrî mülkiyet koruması, yatırım sözleşmeleri yoksa regülasyona uyum mu? Bu aşamalardan birinde yapılan hata süreci nasıl etkiliyor?
Startup süreçlerinde tek bir kritik aşamadan söz etmek zor. Ancak en belirleyici aşamanın genellikle ortaklık yapısının kurulduğu dönem olduğunu düşünüyorum. Şirketleşme süreci, Startup’ın hukuki temelini oluşturur. Bu aşamada kurulan yapı; hisselerin dağılımını, yönetim mekanizmalarını ve yatırım süreçlerini doğrudan etkiler. Eğer bu yapı baştan doğru kurgulanmazsa ilerleyen aşamalarda yapılacak yatırım görüşmeleri ciddi şekilde zorlaşabilir.
Bunun yanı sıra sözleşmeler ve fikrî mülkiyet koruması da kritik öneme sahiptir. Özellikle teknoloji startuplarında şirket değerinin büyük kısmı yazılım ve know-how’dan oluşur. Bu nedenle fikrî mülkiyet haklarının doğru şekilde korunması yatırımcı açısından da belirleyici bir unsurdur. Kısacası startup hukukunda yapılan küçük bir hata bile ilerleyen süreçte büyük sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle hukuki altyapının başlangıçtan itibaren sağlam kurulması gerekir.
Bu konuyla ilgili yatırımcılarla yaşanan sorun, şirket içi yönetim anlaşmazlığına güncel olarak pek çok örnek verilebilir. Demek istediğim, her girişimcinin bu gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşmamak adına en baştan hukuki temeli sağlam adımlar atması gereklidir.
- Yatırım süreçlerinde girişimcilerin hukuki olarak en kırılgan olduğu noktalar nereler? Özellikle hissedar sözleşmeleri, vesting ve ESOP gibi mekanizmalar konusunda nelere dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Yatırım süreçlerinde girişimcilerin en kırılgan olduğu nokta genellikle sözleşme müzakereleridir. Özellikle ilk yatırım turunda girişimciler çoğu zaman yatırım sözleşmelerinin uzun vadeli etkilerini yeterince değerlendiremeyebiliyor. Ayrıca yatırım sürecine girmeden önce data room oluşturmak gibi süreçler bazen girişimciyi yatırım turuna çıkmadan önce de yorabiliyor.
Hissedar sözleşmeleri yatırım hususunda kritik öneme sahip. Yönetim hakları, veto mekanizmaları, hisse devir kısıtlamaları ve çıkış stratejileri gibi konular girişimin geleceğini doğrudan etkileyebilir. Vesting ve ESOP gibi mekanizmalar da girişimin sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir. Vesting sistemi, kurucu ekip üyelerinin uzun vadeli bağlılığını güvence altına alırken ESOP programları nitelikli çalışanların şirkete katılmasını kolaylaştırır.
Burada şunu belirtmekte fayda var; her olay, her iş kendine has özelliklere sahiptir. Bu yüzden imzalanan sözleşmelerin startup’ın yapısına uygun olup olmadığı, yapılan iş ile amaçlananın paralel olup olmadığına bakmak lazım.
Bu soruyla beraber değinmek istediğim bir başka konu daha var: Türkiye’de her startup’ın yatırım alması zorunluymuş, yatırım almak eşittir başarı gibi algılanıyor. Ancak böyle bir durum yok. Eğitim verdiğim yerlerde bazen girişimciler şunu soruyor; “ekosistem bizi yatırıma itiyor.” Evet, startup kültürünün en önemli çileği, tatlısı yatırımdır. Ancak girişimcinin işi gereği faaliyetleri kendisini döndürmekte ve yatırım alması ile ölçeklenebilecek bir durum yok ise yatırım almayabilir de pekâlâ.
- Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz? Devlet destekleri, yatırım fonları ve uluslararası sermaye akışı açısından önümüzdeki dönemde hangi alanlarda gelişim bekliyorsunuz?
Türkiye’de girişimcilik ekosistemi son yıllarda oldukça dinamik bir yapıya kavuştu. Özellikle teknoloji girişimlerinin artması, yerli yatırım fonlarının çoğalması ve uluslararası fonların Türkiye pazarına ilgisi ekosistemin büyümesine önemli katkı sağladı.
Devlet destekleri ve teşvik mekanizmaları da bu gelişimde önemli rol oynadı. Teknoparklar, Ar-Ge teşvikleri ve yatırım fonlarına yönelik düzenlemeler girişimlerin erken aşamada büyümesini kolaylaştırdı. Bu noktada TÜBİTAK BİGG yatırımlarına da değinmem gerekiyor. TÜBİTAK daha öncesinde hibe ettiği meblağı, artık yatırım yaparak girişimlere ödemektedir. Bu doğrultuda TÜBİTAK BİGG Fonu girişimcinin ortağı oluyor. Bu durumun girişimcilerin birçoğuna disiplin sağladığı söylenmektedir.
Önümüzdeki dönemde ise üç alanda önemli gelişmeler bekliyorum. Bunlardan ilki, girişim sermayesi fonlarının artmasıdır. İkincisi, Türkiye merkezli girişimlerin küresel pazarlara daha hızlı açılmasıdır. Üçüncüsü ise üniversiteler, yatırımcılar ve özel sektör arasındaki iş birliklerinin güçlenmesidir. Bu kertede yatırım süreçlerine de değinmek gerekiyor. Türkiye’de yapılan yatırımların çoğu pre-seed, seed aşamasında gerçekleşiyor. Ancak bu aşama sonrasında seri A ve devamında yapılan yatırımların az olduğu görülmektedir. Bu sayıların da artması ve pre-seed ve seed aşamaya sıkışan yatırımların artacağını düşünüyor. Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin girişimcilik ekosistemini yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de önemli bir oyuncu hâline getirebilir.
Röportaj: Zeynep Begüm Güney