Kitapta pek çok tek başınalık deneyimi var ve her biri şüphesiz sahibinin benzersiz izlerini taşıyor. Çeviri sürecinin en belirleyici zorluğu, bu izlerin sahiplerine ait duygu ve düşünceleri en berrak hâliyle yansıtmak, okuyucuya onların deneyimlerinin derinliğini hissettirme çabası oldu diyebilirim.
Kitapta ilerledikçe yazarların aslında bu dengeyi akademik veriler ile kişisel anlatı dili arasında yaptıkları yumuşak geçişlerle zaten kurduğunu fark ediyorsunuz. O geçişleri aynı akıcılıkta yansıtmaya çalışarak dengeyi korumaya çalıştığımı söyleyebilirim.
Kitaptan da öğrendiğimiz üzere “tek başınalık” kavramına tarih boyunca yüklenen çeşitli anlamlar olmuş, Türkçede de benzer çağrışımlara rastlamak mümkün. “Tek başınalık” deyince, içindeki “yalnızlık” algısına ve yalnızlığın da özellikle duygu dünyalarımızda yankılanan olumsuz çağrışımlarına odaklanıldığını görüyoruz. Bu yaklaşım elbette kişiden kişiye değişiyor ancak birtakım yerleşik toplumsal kodlar da bize içten içe bunu fısıldıyor. Aslında, kitap baştan sona bu olumsuz algıyı değiştirmek ve tek başına geçen zamanın nasıl bir güce dönüşebileceğine dair farkındalık oluşturmak üstüne kurulu. Yazarların tek başınalığın gücünü ve kıymetini okuyucuya taşıma arzusunu satır aralarında derinden hissediyorsunuz. Ben de kavramın kitapta taşıdığı anlamı doğru aktarmak adına olumlu ve kuşatıcı ifadeleri kullanmaya özen gösterdiğimi söyleyebilirim.
Açıkçası bu ayrımı başlangıçta epey düşündürücü bulduğumu söyleyebilirim. Zira bizim toplumumuzda da her iki kavrama dair kalıplaşmış bazı düşünceler ve algılar var. Yani “tek başınalık” ve “yalnızlık” aynı kefeye konularak değerlendirilebiliyor. Bu ayrıma dair önce kendi algı ve düşüncelerimi temize çekmem gerektiğini düşündüm. Süreci desteklemesi açısından tek başınalık hakkındaki kaynakları taradım, okumalar yaptım. Kendi içimde bu ayrım ne kadar net olursa dilimize aktarırken de o netliği seçeceğim kelimelerle, ifadelerle bir o kadar iyi yansıtabileceğimi düşündüm. Yazarlar tarafından yapılan bu ayrıma dair her türlü vurguya da dikkatle eğilmeye özen gösterdim. Bilinçli kelime, kavram seçimleriyle bu vurguyu yansıtmaya gayret ettim.
Bu kitabın ülkemizdeki tek başına kalma, içe dönüklük ve yalnızlık kavramlarına dair yerleşik algılara köklü bir değişiklik getirebileceğini ve basmakalıp düşünceler çerçevesinde bu kavramlara ilişkin algıda öne çıkan negatif yönleri pozitife çevireceğini düşünüyorum. Okuyucunun kitapta ilerledikçe örneğin yalnız kalmak ile yalnız hissetmenin farkını net bir şekilde kavrayacağına, yalnızlığın bilinçli bir tercih olabileceğini ve bu seçilmiş vakitlerin aslında ne kadar verimli ve kıymetli bir alana dönüşebileceğini keşfedeceğine inanıyorum. Okuyucu, bu keşif yolculuğunun sonuna geldiğinde net bir şekilde anlayacak: İstenmeyen yalnızlık ayrı bir şey, güçlendirici tek başınalık ayrı.
Çeviri süreci boyunca kitabın her bir bölümü beni ayrı ayrı düşündürdü diyebilirim. Zira kitap, tek başınalık ve yalnızlık kavramlarını tarihsel süreçten başlayarak ele alıyor, laboratuvar çalışmalarının ışığında ve dünyanın dört bir yanından, farklı coğrafyalardan, kültürlerden, farklı yaş ve cinsiyet gruplarından binlerce kişiyle yapılan görüşmelerle derinleştirip zenginleştiriyor. Bu kavramları tanımlamaktan çok öteye giderek tek başına geçirilen zamanın nörolojik ve psikolojik gücünü de ele alıyor, tek başınalık ve sosyal zaman arasındaki dengeye incelikli bir şekilde değiniyor. Kitabın her bir bölümü, duygu ve düşünce dünyamda ayrı bir serüvene kapı araladı diyebilirim. Ben de seçilmiş tek başınalığın kendimize açtığımız kıymetli bir sığınak olduğunu düşünüyorum. Kitapta, yalnız geçen zaman bir “boşluk” olarak görülmüyor, yaratıcılığın kıvılcımlandığı, duygu ve düşüncelerin verimli bir şekilde düzenlendiği, kendimizi şarj edebildiğimiz bir alan olarak tanımlanıyor. Bu tanımlama ve örtüşen tüm olumlu deneyimlerin kendi tek başınalık deneyimimle kesiştiğini söyleyebilirim. Eksiği var, fazlası yok. Biz zaten inancımız gereği, kimsesizlik diye bir şeyin olmadığına iman ederiz. Büyüklerimizden bu anlamda nice sözler duyarak yetiştik. Yani tek başınalık olumsuzlamalarının benim dünyamda yeri olmadı hiç. Tek başınalık ile sosyal zaman arasında denge kurduktan sonra tek başınayken mutlu olduğumuz “o yer”i keşfetmenin, kendimize verebileceğimiz en büyük hediyelerden biri olabileceğini düşünüyorum. O yeri keşfettiğinizde, sizi yoran kalabalıkların içinde, akışınızın kaosa dönüştüğü anlarda usulca süzülebileceğiniz bir sığınağınız oluyor: Tefekkür anlarınıza ev sahipliği yapan eşsiz bir sığınak. İlgi alanlarıma, çalışmalarıma dair en güzel fikirler, o meşhur ilham kıvılcımları hep o sığınaktayken geliyor bana. Bu keşif sayesinde hangi yöne giderseniz gidin, bir yanıyla hep sizi gösteren bir pusulanız, yolunuzu tek başınalığın iyileştirici gücüne çıkaran bir rotanız oluyor.
Kullandığınız üslup ve kelimelerle bu mesafeyi azaltmak mümkün diye düşünüyorum. Bu kitapta bilimsel yaklaşımlar ile gündelik deneyimler iç içe geçmiş durumda. Bu da aslında metne nefes aldırıyor. Kitapta bilimsel veriler kaynak olarak kullanılıyor olsa da kitabın bilimsellik seviyesi okuyucuyu yoracak, zihnini karıştıracak düzeyde değil, güven veren bir dengede.
İtiraf etmeliyim ki bu noktada büyük umutlar besliyorum. :) Kitabı okuyan birinde, kendi hayatında tek başına geçirdiği zamana dair büyük bir farkındalık oluşacağına inanıyorum. Zira kitapta bu zaman dilimin nasıl yararlı hâle getirilebileceğine dair yaşanmışlıklara dayanan, yol gösterici tavsiyeler var. Okuyucu, kitabın sayfalarında ilerledikçe tek başınayken neler yapabileceğine dair yepyeni fikirler edinecek, kendine özgü olan bu alanın potansiyelini, iyileştirici gücünü keşfedecek. Dünyanın gürültüsü, kalabalıkların uğultusu arasında bile kendi sesini duyabilecek, kendine dönebilecek. Aslında hep yanı başında duran ama belki hiç fark etmediği -ya da yerleşik algılar nedeniyle olumsuz anlamlar yüklediği- sığınağıyla tanışacak, sığındığı yerde özgürleşmenin, tazelenmenin ve güçlenmenin tadına varacak. Sosyalliğinden vazgeçmeden, seçilmiş yalnızlığıyla baş başa kaldığında “en iyi benliğine” ulaşmanın ayrıcalığını yaşayacak. Kitap, hepimizin zaman zaman bir şekilde -duygusal ya da fiziksel- tek başına hissettiği bu dünyada tam bir başucu rehberi. Kitabı tamamladığımda en çok kurduğum cümlelerden biri şuydu sanırım: “Kendi adıma çok istifade ettim, inşallah okuyan herkes de istifade eder.” Tüm okuyucularımız için de duam, dileğim bu.
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.