Tuğberk Seçkin ve Mehmet Başar ile Bir Girişimcilik Yolculuğu – 3: Büyük Düşün, Sınırları Zorla!

röportaj
  1. Bir Girişimcilik Yolculuğu serisinin üçüncü kitabında anlatıyı yine hikâye temelli bir yapı üzerine kuruyorsunuz. Bu tercihiniz yazım sürecinizi nasıl etkiledi, karakterler ve olaylar zaman içinde mi şekillendi yoksa en baştan zihninizde net bir kurgu var mıydı?

Hikâye temelli yapıyı seçmek bu serinin ilk kitabından beri aldığımız bir karardı. Bir Girişimcilik Yolculuğu serisinin en baştan beri yazım süreci klasik “bilgi aktaran” bir kitap yerine yaşanılan tecrübelerle ve gerçek hikâyeler üzerinden öğretme isteğimizdi. Bu nedenle girişimcilikle ilgili kavramları doğrudan anlatmak yerine onları karakterlerin kararları, hataları ve duygusal iniş çıkışları üzerinden göstermeye çalıştık. Bu da birinci kitaptan bu yana bizleri farklı bir yere taşıdı. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki düz anlatımda başlıklar nettir, sonra içini doldurursunuz. İlk kitapta hikâyeleştirme ile birlikte buna yakındık. Ama sonraki kitaplarımızda hikâye anlatırken durum tam tersi oldu. Şöyle ki hikâyede önce insanlar gelir, sonra fikirler onların hayatına karışır. Kurgumuz tabi ki vardı, girişimcilik ana temaları çerçevesinde karakterlerimizde seri boyunca belliydi. Ama hikâyeler kendi içerisinde yeni hikayeler yarattıkça bu kurgu da zaman içerinde değişti ve yeni karakterler ekledik.

  1. Serinin önceki kitaplarına kıyasla bu eserde hangi konuların ya da duyguların daha fazla öne çıktığını düşünüyorsunuz? Üçüncü kitapta özellikle vurgulamak istediğiniz bir dönüşüm ya da olgunlaşma hattı var mı?

Dikkat ederseniz serinin üçüncü kitabında zaman kayması var. Olaylar ve yaşananlar günümüzde geçmiyor. Bu zaman kayması, metni bir “gelecek tahmini” olmaktan çok, bugünün meselelerine uzaktan bakabilme fırsatı hâline getiriyor. Öncelikle zamanın ötesine taşınan olaylar, girişimcilik kavramının geçici trendlere değil kalıcı insani dinamiklere dayandığını gösteriyor. Teknoloji, sektörler, iş modelleri değişiyor ama insanların yaşadığı duygular değişmiyor; belirsizlik, cesaret, hata yapma korkusu, yeniden deneme gücü… 2030’larda geçen hikâye aslında “gelecekte de insan doğası aynı kalacak” düşüncesini destekliyor. Örneğin spor sektörü büyümüş, franchise sistemleri yaygınlaşmış, dijital görünürlük daha güçlü hâle gelmiş. Bunlar bugünün işaretlerinden yola çıkan ama biraz ilerletilmiş senaryolar. Böylece okur, “bu sadece bir hikâye” demek yerine “bu gidişle gerçekten böyle olabilir” duygusuna yaklaşıyor. Bu da anlatılan dersleri daha inandırıcı kılıyor. Kitapta başarı ve başarısızlık konularını farklı ele alıyoruz. Gelecekte geçen başarı hikâyeleri bile hatasız değil aslında. Okuyucuya, “ileride her şey daha kolay olacak” gibi bir iyimserlik sunmuyoruz. Tam tersine; büyüyen sistemler, artan rekabet, kontrol kaybı riski gibi sorunlar daha da karmaşık hâle geliyor. Bu da girişimciliğin zamandan bağımsız olarak sürekli dikkat, öğrenme ve denge gerektirdiğini gösteriyor. En büyük olgunlaşma da bu bizce.

  1. Yazım sürecinde gerçek hayatta karşılaştığınız girişimcilik deneyimlerinin, gözlemlerinizin ya da yaşanmışlıkların metne sızdığı anlar oldu mu? Bu kitabın sizin kişisel yolculuğunuzla kesiştiği noktalar nerelerdi?

Biz bu serideki tüm kitaplarımızda farklı yapıda da olsa aslında yaşanmışlıklarımızı, tecrübelerimizi, hatalarımızı, deneyimlerimizi ve akademik birikimimizi ortaya koymaya çalıştık. Sızmanın ötesinde, kişisel yolculuğumuzda bunların hepsi var zaten ve devam ediyor.

  1. Seriyi takip eden okurlar için bu kitabın önceki eserlerle nasıl bir bütün oluşturmasını hedeflediniz? Üçüncü kitap, serinin genel anlatısı içinde sizce nasıl bir yerde duruyor?

Seriyi takip eden okurlar görecektir ki üçüncü kitapta aslında bir fikrin değil bir insanın gelişim sürecini anlatan bütünlüklü bir yol haritası ortaya koymayı hedefledik. İlk kitapta odak daha çok girişimci düşüncenin temelleri üzerindeydi. Değer yaratımı, ihtiyaçları fark etme, planlama, üretim, pazarlama ve finans gibi kavramlar daha öğretici ve yapı kurucu bir çerçevede veriliyordu. Okur burada girişimciliğin ne olduğunu, hangi parçalardan oluştuğunu ve bir fikrin nasıl yapılandırılabileceğini öğreniyordu. Yani seri, zihinsel altyapıyı kurarak başlıyordu. İkinci kitapta ise bu teorik zemin hikâye içinde pratiğe taşındı. Karakterler artık fikir üreten, denemeler yapan, başarısızlık yaşayan ve ekip olmayı öğrenen gençler hâline geldiler. Dijital girişimler, iş birlikleri, ilk hayal kırıklıkları ve yeniden denemeler ön plana çıktı. Burada vurgu “fikir bulmak”tan çok, fikri hayata geçirme sürecindeki insan ilişkileri ve duygusal iniş çıkışlara kaydı. Girişimcilik daha canlı, daha hareketli ve daha deneyim temelli anlatıldı. Üçüncü kitap ise bu iki kitabın doğal devamı olarak girişimciliği gençlik denemelerinden çıkarıp gerçek hayatın karmaşık dünyasına yerleştiriyor. Artık karakterler iş kuruyor, para yönetiyor, yanlış lokasyon seçiminin bedelini ödüyor, büyüme sancıları yaşıyor ve marka yönetimi gibi daha ileri konularla yüzleşiyor. Tabii burada yeni karakterlerde devreye giriyor ve girişimcilik konusu tüm boyutlarıyla ele alınıyor. Daha önce sormuş olduğunuz olgunlaşma da burada ortaya çıkıyor zaten.

  1. Kitapta girişimciliği yalnızca iş kurmak üzerinden değil bir bakış açısı ve yaşam becerisi olarak ele alıyorsunuz. Sizce girişimci düşünce gençlerin hayatında hangi alanlarda dönüştürücü bir rol oynayabilir?

Üç kitap birlikte düşünüldüğünde bize göre girişimcilik yalnızca iş kurma süreci değil, gençlerin hayata bakışını şekillendiren bir düşünme ve davranma biçimidir. Bu bakış açısında gençler sorunlar karşısında pasif kalmak yerine inisiyatif alma, hata yapmaktan korkmadan deneme cesareti gösterme ve sonuçların sorumluluğunu üstlenme alışkanlığı kazanır. Girişimci düşünce, problem çözme becerisini güçlendirerek okul hayatından sosyal ilişkilere kadar birçok alanda daha çözüm odaklı bir tutum geliştirmelerini sağlar; aynı zamanda başarısızlıkları kişisel yetersizlik değil öğrenme fırsatı olarak görmelerine yardımcı olarak özgüven ve psikolojik dayanıklılıklarını artırır. Ekip çalışması, iletişim ve empati gibi sosyal beceriler de bu bakış açısıyla gelişir çünkü girişimcilik süreci insanlarla birlikte üretmeyi gerektirir. Bunun yanında gençler, çevrelerinde gördükleri durumları sorgulamayı ve sıradan görünen yerlerde bile değer yaratma fırsatlarını fark etmeyi öğrenirler. Son aşamada ise başarı anlayışı yalnızca maddi kazançla sınırlı kalmaz; topluma katkı sağlama, anlam üretme ve deneyimlerini paylaşma bilinci de gelişir. Böylece girişimci düşünce, gençlerin kariyer tercihlerini olduğu kadar kişisel gelişimlerini, hayata karşı duruşlarını ve uzun vadeli hedeflerini de dönüştüren güçlü bir yaşam becerisine dönüşür.

  1. Karakterlerin yaşadığı hatalar ve kırılma anları, anlatının önemli duraklarını oluşturuyor. Girişimcilik yolculuğunda hatanın yeri hakkında ne düşünüyorsunuz, hata ile öğrenme arasındaki denge nasıl kurulmalı?

Girişimcilik yolculuğunda hata sürecin doğal hatta gerekli bir parçasıdır. Ancak burada önemli olan hatanın kendisi değil, hataya verilen tepkidir. Aynı durum üç kitap boyunca farklı yaşlarda ve farklı ölçeklerde karşımıza çıkmakta; küçük denemelerdeki aksaklıklardan, gerçek iş hayatındaki mali ve stratejik yanlışlara kadar uzanan bir öğrenme zinciri oluşturmaktadır.

Hata, girişimci için en güçlü geri bildirim mekanizmalarından biridir. Planların neden işlemediğini, varsayımların nerede yanlış olduğunu ve hangi becerilerin eksik kaldığını gösterir. Bu nedenle hata, doğru okunduğunda zaman kaybı değil yön düzeltme aracıdır. Seride de karakterler başarısız olduklarında durup düşünmeyi, sorumluluk almayı ve aynı yanlışı tekrar etmemeyi öğrenirler. Asıl dönüşüm, hatanın ardından gelen farkındalıkla başlar.

 

Ancak öğrenme ile hata arasında sağlıklı bir denge kurmak gerekir. Bu denge üç adımda kurulabilir: Önce hata kabul edilmeli, mazeret üretilmemelidir. Sonra nedenleri analiz edilmeli; duygusal tepki ile değil, veri ve gözlemle değerlendirme yapılmalıdır. Son olarak çıkarılan ders somut bir değişikliğe dönüştürülmelidir yani davranış, plan veya sistem mutlaka güncellenmelidir.  Üçüncü kitapta bahsettiğimiz pivot etme de bunu bize anlatır.

  1. Girişimciliğin bireysel başarı kadar toplumsal fayda üretme potansiyeline de dikkat çekiyorsunuz. Bugünün dünyasında girişimciliği neden bu kadar önemli ve vazgeçilmez görüyorsunuz?

Aslında sadece biz böyle görmüyoruz. Bugünün dünyasında girişimciliği bu kadar önemli ve vazgeçilmez yapan şey, onun sadece ekonomik büyüme aracı değil aynı zamanda toplumsal sorunlara çözüm üretebilen dinamik bir güç olmasıdır. Çünkü girişimci düşünce, “burada bir sorun var” demekle yetinmez, “ben bunun için ne yapabilirim?” sorusunu da beraberinde getirir.

Günümüzde devletlerin ve büyük kurumların tek başına yetişemediği pek çok alan var: Eğitimde fırsat eşitsizliği, çevre sorunları, sağlıklı yaşam bilincinin yaygınlaştırılması, dijital dönüşüm, genç işsizliği gibi konular bunlardan sadece birkaçı. Girişimciler ise daha esnek, daha hızlı ve daha yenilikçi hareket edebildikleri için bu alanlarda alternatif çözümler geliştirebiliyorlar. Küçük bir fikir, doğru modelle birleştiğinde binlerce insanın hayatına dokunabiliyor. Bu da girişimciliği yalnızca ekonomik değil sosyal bir kaldıraç hâline getiriyor. Ayrıca girişimcilik, değişimin hızlandığı bir çağda uyum sağlayabilmenin de anahtarlarından biri. Teknoloji sürekli gelişiyor, meslekler dönüşüyor, alışkanlıklar değişiyor. Bu ortamda sabit kalmaya çalışan yapılar zorlanırken girişimci bakış açısına sahip bireyler belirsizlikten korkmak yerine onu fırsat olarak görebiliyor. Yeni ihtiyaçları fark etmek, yeni çözümler üretmek ve değer yaratmak hem bireylerin hem toplumların ayakta kalmasını sağlıyor. Bir başka önemli nokta da rol model etkisi. Topluma katkı sağlayan girişimciler, özellikle gençler için “başarı” kavramının tanımını değiştiriyor. Sadece para kazanmak değil fayda üretmek, sorun çözmek ve başkalarının hayatını kolaylaştırmak da başarı kriteri hâline geliyor. Bu bakış açısı yayıldıkça daha bilinçli, daha duyarlı ve daha üretken bir toplum yapısı oluşuyor. Kısacası girişimcilik, bireysel hayalleri toplumsal değere dönüştürebilen nadir alanlardan biridir ve çağımızın karmaşık problemleri karşısında en güçlü araçlardan biri olarak önümüze çıkıyor.

  1. Kitabı okuyan ve henüz yolun başında olan bir genç için girişimcilik yolculuğunda en kritik eşik sizce nerede başlıyor? Bir fikri olan ama adım atmaktan çekinenlere ne söylemek istersiniz?

Kritik eşik korkmamak. Gençlere söylemek istediğimizi kitabın adında söyledik zaten😊 Büyük Düşün, Sınırları Zorla!

  1. Kendi girişimcilik deneyimlerinize dönüp baktığınızda bugün bu kitabı yazan kişiler olarak geçmişteki kendinize söylemek isteyeceğiniz en önemli cümle ne olurdu?

Serideki tüm kitaplarda sunulan hikâyelerdeki deneyimlerin tamamen bize ait olduğunu düşündüğümüzde kitaplar kendimize söylediklerimiz aslında. Hezeyanlarıyla, stresleriyle, başarısızlıklarıyla ve muazzam çabaların ardından gelen başarılarla… Hepsi bizim, hepsi biziz. Geçmişteki kendimize dönüp ancak şunu söylerdik: “Ellerine sağlık dostum, bugünü sana borçluyum.”

Etiketler: röportaj
Şubat 18, 2026
Listeye dön
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR