Şuheda Bozyel ile Altın Zincirler: Fıkıh Usûlünde Temel Tartışma Konuları

röportaj
  1. Altın Zincirler çevirisi üzerine çalışma fikri nasıl doğdu? Bu çalışmaya başlarken, kitap üzerine çalışırken ve çalışmanız tamamlandığında ne gibi duygu ve düşünceler ağır basıyordu?

Bu eserle tanışmam aslında doktora tez konumu belirleme aşamasına denk geldi. Danışmanım Prof. Dr. Nail Okuyucu'nun yönlendirmesiyle, Bâkıllânî'nin usûl-i fıkha dair eserini derinlemesine incelemeye geçmeden önce, klasik dönemdeki temel ihtilafları daha iyi görebilmek için Altın Zincirler'i baştan sona hızlıca okumuştum. O dönemde sadece bir tez öğrencisi olarak elimden geçirdiğim bu kitap, tezimi tamamladığımda başka bir anlam kazandı. Yine hocamın teklifiyle bu kez eserin tercümesini üstlenmeyi kabul ettim. Dolayısıyla bu eserin doktoramın ilk zamanlarını ve tezimin tamamlanmasından sonraki ilk mesaimi oluşturduğunu söyleyebilirim. Bu açıdan eser, akademik hayatım için önemli bir yere sahip.

Tercümeyi çalışırken doktora tez sürecime benzer bir duygu içerisinde idim. Her gün devamlı olarak bir çalışma için masa başına oturmanın ve sonunun nereye varacağını tam olarak bilmediğim bir serüvene dâhil olmanın hissini yaşıyordum. Serüven diyorum çünkü bu tek düze, sıradan bir iş değildi benim için. Eserin tahkikleri yani muhtelif neşirleri arasında gidip gelmek, farklı asırlarda yazılmış usul metinlerinin birbiri ile irtibatlarını görmek, müellifin söylediği ya da söylemeyi tercih etmediği şeyleri satır aralarında hissetmek benim için heyecanımı diri tutan şeylerdi. Tercümeyi tamamladığımda böylesi eserleri tercüme eden önceki zevâta karşı saygım ve hayranlığım katbekat arttı. Metnin arka planını dikkate almadan, zeminindeki ihtilafları bilmeden salt lafzi tercümenin de okuyucuya çok katkı sağlamadığını bir kez daha anlamış oldum.

  1. Altın Zincirler gibi muhtasar fakat kavramsal yoğunluğu yüksek bir usûl metnini Türkçeye aktarırken sizi en çok zorlayan hususlar neler oldu?

Öncelikle önemli bir noktanın altını çizmek isterim: Altın Zincirler, hacimli bir eserin özeti anlamında klasik bir muhtasar metin değil. Zerkeşî'nin belirli bir amaçla kaleme aldığı müstakil bir fıkıh usûlü eseri. Eser, usûlün bütün meselelerini kapsamaktan ziyade fıkıh usûlünde kelâm, fıkıh ve nahivle irtibatlı meseleleri ortaya koymayı ve bu alanlardaki temel görüş ayrılıklarına yer vermeyi hedefliyor. Konuları detaylandırmaması ve öz bir üslupla ele alması bakımından muhtasar bir eser niteliği taşıdığını söyleyebilirim. Bu öz yapı, beraberinde birtakım zorluklar getiriyor. Beni en çok zorlayan hususların başında, müellifin son derece öz ifadelerle aktardığı ihtilafların arka planını okuyucuya yansıtabilme ihtiyacı oldu. Bu zorluğu aşmak için Zerkeşî'nin ansiklopedik nitelikteki diğer usûl eseri el-Bahru'l-Muhît'e sıkça müracaat ettim.

Çeviriye başladığımda kitabın ilk kısımlarında çok zorlandığımı söyleyemem. Çünkü Zerkeşî’nin ele aldığı ihtilaflar tez çalışmamda ilgilendiğim konular ile paralel ilerlemekteydi. Her ne kadar muhtasar bir şekilde meseleler ele alınmış olsa da ihtilafların arka planına dair yaptığım okumalar sayesinde meselelerin anlaşılması kolaylaşıyordu. Ancak eser ilerledikçe klasik dönemden bir eseri tercüme etmenin yükünün ağırlığını hissetmeye başladım. Yalnızca lafzi çevirinin yeterli olmadığını, ihtilafların seyrini anlamak için konunun bağlamını bilmenin ne denli ehemmiyetli olduğunu bir kez daha idrak ettim. Zerkeşî, âdeti olduğu üzere önceki âlimlere ve eserlerine çokça atıfta bulunuyordu. Her defasında ilgili yere bakmaya ve söz konusu ibarenin geçtiği yeri tespit etmeye karşı büyük bir istekle hareket ediyordum. Ancak bunu, tercümenin her aşamasında yapmak yorucu olmaktan ziyade uzun bir zaman gerektirecekti. Zerkeşî’nin İmam Şâfiî’ye atfettiği bir görüşü -ki bu bir paragraflık bir bilgi içeriyordu- anlaşılır kılmak ve görüşün geçtiği ilgili yeri tespit etmek için iki günümü ayırdığımı hatırlıyorum. Bu araştırma sonucunda Zerkeşî’nin naklettiği pasajın birebir İmam Şafiî’nin eserlerinde geçmediğini tespit ettim. Ancak iki günlük mesainin tercümeye yansıyan kısmı bunu ifade eden tek bir cümleden ibaret oldu.

  1. Zerkeşî’nin farklı mezhep ve ekollere ait görüşleri kısa ve yoğun biçimde aktaran üslubu, çeviri tercihlerinizi nasıl etkiledi? Klasik usûl terminolojisinin Türkçede yerleşik karşılıklarıyla metnin bağlamı arasında denge kurarken hangi ilkelere öncelik verdiniz? Okuyucu için kolay bir okuma olmasıyla içeriğe sadakat arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?

Çeviride temel ilke metne sadık kalmak olmalıdır. Ancak muhtasar bir eserin yoğun üslubu, salt çeviriyle anlaşılmayı zorlaştırdığından, öz ifadeleri yer yer açıklayıcı kelimelerle destekleme ihtiyacı hissettik. Bu noktada çevirinin tashihini yapan ve aynı zamanda proje yürütücülerinden Nail Okuyucu’nun katkılarını tekrar ifade etmek isterim. Öte yandan Zerkeşî'nin her bölüm altında ele aldığı meseleleri başlıklandırmayı tercih ettik. Böylece okuyucu, ilgili meselenin muhtevasını daha başlıktan itibaren görebilecekti. Metnin muhtasar oluşu, müellifin bazen hızlı geçişler yapmasına veya bazı ön kabulleri okuyucuda varsaymasına yol açıyor. Oysa günümüz okuyucusunun geneli klasik dönemin ilmî ortamında yetişmiş bir talebe değil. Bu noktada ele alınan ihtilafların arka planına işaret eden açıklamalar dipnotlarda verilmeye çalışıldı.

 

Terminoloji konusuna gelince, usûl-i fıkıh geleneğinde asırlar içinde oluşmuş yerleşik karşılıkları kullanmayı tercih ettim. 'Emir', 'nehiy', 'âmm', 'hâss' gibi temel kavramları Türkçeleştirmek yerine, alandaki yerleşik karşılıklarıyla kullanmanın okuyucunun alana yabancılaşmasını engelleyeceğini ve ileride yapacağı okumalarda tutarlılık sağlayacağını düşündüm.

  1. Altın Zincirler’i klasik fıkıh usûlü literatürü içinde ayıran temel özellikler nelerdir? Sizce Zerkeşî bu eserle neyi farklı biçimde ortaya koyuyor?

Altın Zincirler'i fıkıh usûlü literatüründe diğer eserlerden ayıran temel özellik, müellifinin de eserinin başında ifade ettiği üzere yöntemi ve içeriğidir. Zerkeşî'nin amacı fıkıh usûlünün bütün konularını ihtiva eden bir metin kaleme almak değildi; nitekim bu amaçla gerek şerh gerekse müstakil olarak yazdığı eserler bulunmaktadır. Zerkeşî, yedi bölüm ve yaklaşık 170 meseleden oluşan bu eserinde usûlün dil, kelâm ve fıkıh ile irtibatlarını ortaya koymaktadır. Bu açıdan müellifin de kendi ifadesiyle eşsiz bir eserdir.

Usûl-i fıkhın mezkûr ilimlerle irtibatı elbette Zerkeşî'nin bir iddiası değildir. Ehli olanların bildiği üzere usûlün diğer ilimlerle bağlantısının en net ifadesini Cüveynî'nin usûl eserinde görmekteyiz. Öte yandan Gazzâlî, İbn Berhân ve Beyzâvî gibi birçok âlimin usûl eserlerinde yeri geldikçe bu bağlantılara işaret edilmektedir. Zerkeşî, dağınık bir şekilde önceki metinlerde yer alan bu bağlantıları müstakil bir eserde bir araya getirmektedir. Bu amaca binaen ele aldığı meselelerdeki ihtilafları, bu bağlantılar üzerinden okuyucuya sunmaktadır.

  1. Eserde ele alınan ihtilaf başlıkları, fıkıh usûlünün teorik boyutunu anlamak açısından günümüz okuru için nasıl bir imkân sunuyor?

Öncelikle eser, ihtilafların sadece görüş ayrılıklarından ibaret olmadığını, aksine her bir ihtilafın arkasında bir metodolojik altyapı bulunduğunu gösteriyor. Zerkeşî gerek mezhep içerisinde gerekse farklı mezheplerdeki usulcülerin görüşlerine yer verirken aslında onların dil anlayışlarını, kelâmî kabullerini ve yöntem tercihlerini de gözler önüne seriyor. Bu da okuyucunun usûl düşüncesinin mantığını kavramasına yardımcı olmakta.

 

Eserin diğer bir önemli katkısı, ihtilaflar üzerinden usûl düşüncesinin tarihsel gelişimini takip etme imkânı sunmasıdır. Zerkeşî, kendisinden önceki âlimlerin görüşlerini aktarırken usûl ilminin asırlar içinde nasıl şekillendiğine, hangi tartışmaların öne çıktığına ve farklı ekollerin birbirleri ile irtibatına da işaret etmektedir. Günümüz okuru, bu ihtilaf başlıklarını takip ederek sadece fıkhî hükümlerin istinbat süreçlerini öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda İslam düşünce geleneğinin sürekliliğine tanıklık ediyor. Bu yönüyle eser, klasik ilmî birikimden istifade etmeye imkân tanımaktadır.

  1. Zerkeşî’nin Şâfiî geleneğe mensup olmakla birlikte farklı mezheplerden ve kelâm ekollerinden görüşlere yer vermesi, eserin düşünsel ufkunu nasıl şekillendiriyor?

Zerkeşî bu eserinde, amelî mezhebi Şâfiî geleneğinin öncü âlimlerinden Cüveynî, Gazzâlî gibi isimlerin görüşlerini aktarmakla birlikte bazı meselelerde mezhep içerisindeki farklı görüşlere de yer vermiştir. Bu yaklaşım, okuyucuya mezhep içi ihtilafları görme imkânı sağlamaktadır. Öte yandan Karâfî ve İbnü'l-Hâcib gibi Mâlikî, Debûsî ve Serahsî gibi Hanefî usulcülerin görüşlerine de eserinde yer vermiştir. Zerkeşî'nin Eş'arî usulcülerden Bâkıllânî'nin görüşlerine çok sık atıf yapması, onun kendi kelâmî geleneği içindeki referanslarına işaret ederken özellikle kelâma taalluk eden meselelerde Mu'tezile'nin görüşlerine de yer vermesi, usûl ilminin kelâm ilmi ile irtibatını göstermesi açısından ayrıca önem arz etmektedir. Dile taalluk eden meselelerde ise Zerkeşî, yalnızca usulcülerin görüşleriyle yetinmemiş, dil âlimlerinin yaklaşımlarını ve ediplerin şiirlerini de aktarmıştır. Bu nakiller, usûl-i fıkhın sadece fıkıhla sınırlı olmadığını, Arap dili ile de derin bir irtibat içinde bulunduğunu göstermektedir. Tüm bu farklı disiplinlerden ve ekollerden yapılan aktarımlar, usul ilminin ne kadar geniş bir alanla ilişkili olduğunu gözler önüne sermektedir. Zerkeşî'nin bu kapsayıcı yaklaşımı sayesinde Altın Zincirler, sadece bir mezhebin görüşlerini aktaran dar kapsamlı bir metin olmaktan çıkmış; fıkıh, kelâm, dil ve edebiyat gibi farklı ilim dallarının kesişim noktasında konumlanan, zengin ve çok boyutlu bir eser hüviyeti kazanmıştır.

  1. Altın Zincirler’in, fıkıh usûlüyle yeni tanışan okurlar ile bu alanda akademik çalışma yapanlar açısından hangi yönleriyle öne çıktığını düşünüyorsunuz?

Fıkıh usûlüyle yeni tanışan okurlar için Altın Zincirler, usulün ihtilaflı meselelerine dair teorik bir çerçeve sunan önemli bir giriş niteliği taşıyor. Eserin muhtasar yapısı, okuyucuyu hacimli ve karmaşık metinlerin yükünden kurtararak usûlün temel meseleleriyle tanışmasını sağlıyor. Zerkeşî'nin farklı mezhep ve ekollerin görüşlerini bir arada sunması, yeni başlayan bir okurun daha ilk adımda bu alandaki ihtilafları görmesine imkân tanıyor. Ayrıca eserin dil, kelâm ve fıkıh irtibatını merkeze alan yaklaşımı, okuyucuya usûl ilminin diğer İslamî ilimlerle olan ilişkisini bütüncül bir perspektifle görme fırsatı veriyor.

Akademik çalışma yapan araştırmacılar açısından ise eserin çok daha derinlikli imkânlar sunduğunu düşünüyorum. Zerkeşî'nin kendisinden önceki âlimlerden yaptığı nakiller ve bu nakillerdeki tercih ve eleştirileri, klasik usûl literatürünün gelişim seyrini takip etmek isteyen araştırmacılar için zengin bir veri kaynağı niteliğinde. Özellikle günümüze ulaşmamış eserlerden yapılan aktarımlar, kayıp literatüre dair ipuçları barındırması bakımından ayrı bir kıymet taşıyor. Bu kıymetli eserin ilim dünyası için faydalı olmasını dilerim. Bu vesileyle yayınevine, Genel Yayın Yönetmeni Fatma Kandemir Hanım’a ve editör Zeynep Begüm Güney Hanım’a teşekkür ederim.

 

Etiketler: röportaj
Şubat 23, 2026
Listeye dön
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR